15 Eylül 2015 Salı

yolun öncesi




Bu sefer tren yerine İstanbul'dan Nevşehir'e uçak bileti aldık. Sabiha Gökçen'den 06.15 uçağı 1 saat 35 dakikalık bir uçuşla Nevşehir' e indi.Ancak Nevşehir havaalanı Nevşehir'in dışında ve otoyol kenarı. Havaalanından merkeze ulaşım baya kısıtlı, hatta sadece taksiler çalşıyor. 4 kişilik taksiye kişi başı 25 lira dediler. Taksi ile Ürgüp ise 140 lira. Kış olduğu için shuttle olmadığını söylediler. Nevşehir merkeze geldikten sonra Nevşehir'in ilçeleri olan Ürgüp,Göreme ve Avanos için de ayrı minibüslere binmek gerekiyor. 2-3.5 lira arası değişiyor öğrenci tarifesi minibüsler için. Nevşehir ve ilçeleri arası ulaşım sık sayılır, görece daha rahat. Bu gezinin diğer gezilerden farkı, bizi en çok zorlayan kısmı aynı zamanda, ulaşımın gerkçekten kısıtlı ve ucuz olmaması oldu. 60-70 km karelik bir çember içinde yer alan Kapadokya Bölgesi'nde görülecek yerler aslında birbirine araç ile çok yakın ama maalesef bu yerler arasında dolmuş ulaşımı neredeyse hiç yok. Ya araç kiralamanız gerekiyor (ki en mantıklısı ve rahatı kesinlikle bu olur eğer durumunuz el veriyorsa ve kalabalıksanız) ya da tur şirketlerinin otobüsleri ile hareket etmeniz gerekiyor ki o da ucuz değil. Kendi başınıza kendi imkanlarınızla hareket etmeniz hem hat yokluğundan hem de olan hatların ulaşım saatlerinin çok erken bitmesinden dolayı sıkıntılı. Nevşehir merkeze varıp, Ürgüp, Göreme, Avanos'u görmeyi, oradan Aksaray'a geçip Ihlara Vadisi'ni görmeyi, Kayseri ve Sivas ile yolculuğumuzu bitirmeyi planlamıştık. Arada hastalandığımız için rota ve vakitler değiştiyse de hemen hemen istediğimiz her yeri gördük.

Hava diğer iki geziye kıyasla daha ılımandı. Kar da kıyas götürmeyecek kadar daha azdı ancak maalesef güneşe ve az kara aldanıp üşüttük ve hasta geçirdik gezinin bir kısmını. O yüzden İç Anadolu daha ılıman olsa da tam takım alet edavatı eksik etmemek, sıkı içlik, palto ve botların yanında göğsü bağrı da açmamak gerekiyor. Güneş çoğu gün bizimleydi. Özellikle Kapadokya'dayken (Ürgüp, Göreme, Avanos) bilakis Ihlara'da hem yerlerde karın olmaması hem de güneşle birlikte yürümek çok çok güzel. Sivas'ın aşırı ve çok kuru soğuk havası var özellikle dikkat edilmesi gereken. Kayseri'de de hava o kadar kötü değildi. Özetle Sivas'ı ayrı tutarak hava şartları doğuya göre daha iyiydi. Kapadokya bölgesi için özellikle bu sefer botların daha rahatlarını bavula koymak, uzun,çorak ve hernagi bir servisten yoksun yollar yüründüğü için yanda taşınacak su ve azık (biz Ürgüp'te aldığımız kuru meyve ile baya vaktimizi ve karnımızı doyurduk) ile bavulu planlamak iyi olur. Avanos, Ürgüp, Göreme, Paşabağları, Zelve ve Ihlara vadisini yürürken sık sık oturduk hatta yatıp uzanmak bile istedik. o yüzden karın da görece az olduğunu düşünerek yeriniz varsa oturmak, yatmak için mat da alırsanız baya keyifli olur.


7 Eylül 2015 Pazartesi

üçüncü orta kış




Üçüncü kışın İç Anadolusu'nda, Melike ve Aysel olarak, İstanbul'dan Ürgüp, Göreme, Avanos, Ihlara Vadisi, Sivas ve Kayseri'ye doğru ocak ayında yoluna çıktığımız 11 günlük yolculuğun geç yazılan devam arşividir.


17 Ekim 2014 Cuma

Van İkinci Gün

Sabah kahvaltıyı öğretmen evinde yaptık ve inanılmaz güzel bir kahvaltısı vardı öğretmen evinin. Tam bir Van Kahvaltısı gibi yöresel tüm kahvaltılıkları açık büfe şeklindeydi ve çok da lezzetliydi. Cumhuriyet Caddesi'nin sonundan Gevaş minibüslerine bindik. (5 lira) Kış olduğu için minibüsler Akdamar'a geçen iskelenin oraya kadar götürmüyorlarmış o yüzden Gevaş'ın içinde inip iskele için tekrar minibüse bindik. (2 lira) Akdamar iskelesi Van-Tatvan yolu üstünde,  Gevaş'tan yürüme mesafesi baya olan izbe bir yerde. İskele'de önce sadece ikimiz vardık. Eğer sadece ikiniz geçmek isterseniz 150 lira dediler. Sayı 15 i bulana kadar teknenin fiyatı sabit 150 lira. Daha sonra iki Erasmus öğrencisiyle dört olduk derken bir grup daha geldi ve 15 kişiyi geçtik bir yarım saat kırk dakika içinde. 15 kişiyi aştıktan sonra fiyat düşmüyor, kişi başı 10 lira tekne gidiş dönüş. Adada bir saatlik bir zaman veriyorlar size sonra da geri getiriyorlar.




 Tekne yolculuğu 10 dakika sürüyor. Hava yine çok aydınlık ve temiz. Etrafta bembeyaz dağlar yükselirken kahve-kızıl bir toprak kütlesine doğru ilerliyoruz.






 Ada çok güzel ve bakir. Etrafta bir sürü badem ağaçları var fakat çiçeklenme zamanı olmadığı için biz çıplak hallerini gördük. Kilisenin içi ve dış kabartmaları çok çok güzel ve baya korunmuşlar. Kilise adada yer aldığı için çok tahrip olmamış.




             





Adanın kendisini de gezmek baya güzel. Van Gölü'nün bu sefer içinden bakmak da baya güzel. Adanın bitki örtüsü rüzgar etkisine de baya açık olduğu için çok sığ.










Geçe kalmadan kaleye doğru yola çıkıyoruz. Dönüş için tekrar Gevaş'a dönmeye gerek kalmıyor yol üstünden geçen minibüslere binebiliyorsunuz. (7 lira)  Kale, Van Gölü'nün hemen yanında, şehir merkezi ise Van'ın içine kurulu. Eski şehir de Van Kalesi'nin hemen dibinde fakat çok kötü, gezilemeyecek durumdaydı. Tatvan-Van yolu üstünde inip tekrar minibüslere bindik göl tarafına gitmek için. (1.5 lira) Kalenin tam önüne götüren minibüs yok, o yüzden yürüdük minibüsten de inince. Kale çok heybetli. İnanılmaz dik ve buzlu bir merdiveni var. Buz tutmamış karlı yerlere basa basa çıktık. Yukarıdan manzara inanılmaz güzel. Biz çıkmtığımızda 2 ya da 3 kişi vardı kalede.






Van' ı Yukarı Bakraçlı'ya çıkarken de tepeden görmüştük, kaleye çıktığımız için bu sefer de tam karşı tarafından görme şansı yakaladık. Göl de şehir de çok çok güzel. Kale korkuluksuz ve biraz da tehlikeliydi kışın çıkmak için ama yine de muhakkak çıkalması gerekir. 1001 merdivenlerini gördük kalenin eski çıkış yolunu. O taraftan eski şehirin kalıntıları da gözüküyor.



Kale eskiden Van Gölü'nün ortasında bir adaymış. Kalenin rehberliğini yapan Emrah anlattı bize. İnmemize de o yardım etti. Kalenin en tepesinde bir de camisi var.







İnerken hava kararıyordu. Soba başında çay ikram etti bize Emrah, konuştuk biraz, herkes çok sıcak kanlı ve yardımsever. Hava karardığı ve kale çok izbe bi yerde olduğu için Emrah bize yolun başına kadar eşlik etti. Sonra da bir arabayı durdurup bizi şehir merkezine kadar bırakmasını rica etti. Yeme yiyecek yer sıkıntısı çektiğimiz için çarşı içinde sulu yemek yapan bir yere girdik seçmeden ama çok memnun kaldık, yemekler lezzetliydi. (4 çeşit 7 lira) Künefe yedikten sonra da otele geçtik toplanmak için. Çok yorgunduk, uyumuşuz. Ertesi gün kahvaltıyı dışarı yapalım demiştik ama otelin kahvaltısı çok iyi çıkınca tekrar para vermeyelim dedik. Kahvaltıyı baya sıkı yaptıktan sonra otlu peynir almak için çarşıya indik. (20 lira) Zaten dönüş vakti de gelmişti. Minibüslerle havaalanı kavşağına kadar gittik. (öğrenci 75 kuruş) Havaalanı Van Gölü'nün tam kıyısında, şu ana kadar gördüğüm havaalanlarının yer olarak en güzeli. İstanbul'a dönüş 2 saat sürdü.




16 Ekim 2014 Perşembe

Van


Sabah erken kalkıp avşor çorbası içmeye gittik. Avşor çorbası büryan kebabının çorba hali. Hava aydınlıktı baya.Azmi'ye gittik yine, çorbası da baya lezzetli. Çok geç kalmadan bindik servis tipi Van minibüsüne. Biletleri çarşı içindeki otobüs firmalarından aldık. (20 lira) Minibüs önce tekrar Tatvan'a uğradı. Bazen sahil kenarından bazen dağların arasından 2 saate vardık Van'a.







Tam öğretmen evinin önünde bıraktı minibüs. Öğretmen evi Van'ın en işlek caddeslerindne biri olan Kazım Karabekir Bulvarı'nın üstünde ve  şu ana kadar girdiklerimizin en lüksü. (30 lira) Hem çok büyük hem de çok yeni. Eşyaları odaya bırakıp Bakraçlı minibüslerini bulmaya çıkıyoruz hemen. Van çok büyük bir şehir ve çok yayılmış etrafa. Kent merkezi de çok kalabalık ve büyük. Minibüsleri Van'ın diğer en meşhur caddesi olan Cumhuriyet Caddesi'nden giderek bulduk. (1,5 lira) Minibüs Van'ın içine doğru çıkıp çok kar olduğu ve yerler buz tuttuğu için Aşağı Bakraçlı'nın içine girmeden yolun başında bırakıyor bizi. Minibüs'te İbrahim toplamıştı paralarımızı, bizimle birlikte o da indi. Yol boyunca ayrı yürüsek de sonra tüm günümüze eşlik edecekmiş aslında. Yol dümdüz gitti buzlu, sonra Aşağı Bakraçlı Köyü'ne doğru tırmanmaya başladık. Sonra yolu sorduk İbrahim'e " Oraya çok zor çıkarsınız çok yukarıda araç da çıkmıyor, yolu bulamazsınız " dedi. Sonra biz ısrar edince gitmekte yolun biraz başına kestirmeden götüreyim sizi dedi. Yol olmayan yerlerden insanların bahçelerinin arasından çok dik bir yol çıktık ilk. Dizimize kadar bata çıka yürüdük, yorulduk. Sonra normal gidiş geliş araç yoluna çıkmış olduk ve baya da yükselmiştik Van'dan. Hava çok açık, kar yağmadı hiç biz yürürken.







Bu araç yolunu takip edince Yukarı Bakraçlı'ya varırsınız dedi İbrahim. Yedi Kilise'yi görmeye gidiyorduk. O da bizimle yürümeye karar verdi. Yürümeye başladık. Yol boyunca biz sormadıkça o hiç konuşmadı bile. Bizim üstümüzde en kalın kazaklar, montlar, atkılar, bereler varken onun üstünde bir tek kazağı vardı eldivenleri bile yoktu, giymiyormuş olmasına rağmen. Yollar çok buz, zor yürünüyor. Ama onunla yürüdüğümüz için görece hızlı bile yürüdük.






İbrahim hep bizden önde gitti. Yolda çıt yok. Yol kapalı olduğu için hiç bir araç geçmiyor. Tertemiz inanılmaz ferah bir hava var ve biz yükseldikçe yükseliyor. Yol durmadan kıvrılıyor. Böyle böyle tempolu bir buçuk saat kadar yürüdük. Sadece bir kere durduk. Bir saat kadar sonra da bir traktör geçti ilk defa yanımızdan Yukarı Bakraçlı'nın yolunu açmaya gidiyormuş.






Van yukarıdan çok güzel. Şehrin ne kadar yayıldığını ve büyüdüğünü iyice bir gördük. İbrahim depremden sonra bu kadar yayıldı dedi. Kale dümdüz Van'ın ortasından bir anda yükseliyor. Çok yürüyüp çok yorulduktan sonra vardık Yukarı Bakraçlı'ya. Depremden sonra yapılan yeni kırmızı çatılı evleri gördük ilk uzaktan.Köyün sağlam evleri topraktan.






Kiliseleri biz Yukarı Bakraçlı'nın içinde zannediyorduk ama baya dağınıkmış. Depremde çok zarar görmüşler. Köyün içinde olan vardı bir tane. Ona da yapışık cami vardı. 




Biraz dolandıktan sonra köyün içini geç kalmamak için dönüş yoluna geçtik. İbrahim de tekrar bize eşlik etti aşağıya inerken. Dönüş yolunda daha çok konuştuk. Hava çok güneşli ve açıktı hala.



Aşağı Bakraçlı'ya vardığımızda İbrahim bizi eve çay içmeye davet etti. Üçü kız onbir kardeşler. İbrahim ikinci çocuk. Anneleri, kardeşleri hepsi çok tatlı çok cana yakınlardı. Çay çok iyi geldi sobanın yanında. Sohbet ettik anneleriyle kardeşleriyle. Evden çıktığımızda hava kararmıştı ve çok soğumuştu. İbrahim ve kuzeni bıraktı bizi şehir merkezine. Yemek yemek için Cumhuriyet Caddesi'ne çıktık ama yöresel hiç bir şey bulamadık doğru düzgün. Cadde üstünde bir kebapçıda iyi olmaya bir yemek yedik. (Çorba+pilav+tavuk 14 lira) Çok yürümüş çok yorulmuştuk geç olmadan otele döndük.